Ece Göktepe – Doğum hikayesi

Bizim, tatlı doktorumuzla tanışmamız aslında düğün zamanımıza dayanıyor. Düğünde fotoğraflarımızı çeken sevgili Aybegüm’le daha ilk görüşmemiz o kadar keyifli geçmişti ki, ablasının da Acıbadem’de olduğundan bahsedince Aybala ismini zihnime not etmiştim. Fakat bu kadar benzediklerini düşünmemiştim:) Düğün zamanı geçip de çocuk düşünmeye başlamadan tanışmak istedim ve zaten olması gereken bir kontrol için randevu aldım.

O kadar pozitif ve güler yüzlüydü ki, normal ve doğal bir doğum için, hamilelik sürecimi onunla beraber geçirmek istediğimden emindim.

Aradan aylar geçti, biz çocuk için hazırdık, düşünelim filan derken, evde yaptığım test ile vaktin geldiğini anlayınca bir randevu alıp kendimizi Aybala’nın yanında bulduk. “Aa ne varmış burada” deyişi, o anki yüz ifadesi gözümün önünde hala.

Ve işte, daha önce pek de fikrim olmayan bir sürecin içindeydik. İlk iş önerdiği kitabı aldık ve başladık miniğimizin kalp atışlarını duyacağımız günün gelmesini beklemeye. Aslında ailelerimizle paylaşmak istiyorduk, ancak onun da yol göstermesiyle kalp atışlarını duymanın iyi olacağını kabullendik. Herhalde daha sabırsız olduğum günler geçirmemiştim.

Her randevumuzu hevesle beklediğim oldukça rahat bir 9 ay geçirdik. Tüm hamileliğim boyunca yürüyüşü ve yogayı (Pelin<3) eksik etmedim. Bu esnada bize çok güzel bir doğum eğitimi de verdiler. Hatta kıymetini doğum başladığında kat be kat anladım.

Zaman yaklaştıkça, yoga ve yürüyüşe ek olarak, bir yandan okuyup araştırdıklarımızı uygulamaya devam ettik, bir yandan da yurt dışında yaşayan arkadaşlarımızın gönderdiği ahududu yaprağı çayını içerek kasılmaları rahat karşılayabilmeyi, saman çiçeği çayında oturarak ise rahim ağzını yumuşatmayı ihmal etmedik:) Randevularımız sıklaştıkça bende “E hadi artık ne zaman” hissi oluşmaya başladı, son kontrolde Aybala “Bugünleri çok özleyeceksin, deme böyle” dediğinde, yani hamilelik de güzel tabii ama biz çocuğumuza kavuşacağız diye düşünmüştüm – itiraf ediyorum, gerçekten özleniyormuş.

Önce 20 Nisan’da nişanım geldi. Nisan’ın 20-21’inde Kumbahçe’deki İki Yaka Festivali’ne de katılayım, öyle doğsun söylemlerimi bizim ufaklık duymuş olacak ki, o hafta sonu bize çok güzel müsaade etti:) Ben de hamileliğimin (habersiz) son gününde bile 4 km yürümüş oldum. Açık havada bol neşeli bir gün geçirdikten sonra akşam saati eve döndük.

Ve işte ne olduysa gece 2’de oldu, sancı geldiğinde anlarsın demişti herkes, evet anladım:) Başladık saat tutmaya. Saatte birden, 5 dk’da bire öyle hızlı geçtik ki, pek de anlam veremedim başta. Sabaha kadar sürecek herhalde derken birden 2 dk’da bire kadar düştü aralıklar ve artık beklememeye daha doğrusu evde oyalanmamaya karar verdik. Aldık çantalarımızı, doktorumuzla haberleştik ve bindik arabamıza, sabah 05:30’da hastanenin yolunu tuttuk.

Hastaneye varıp da giriş işlemlerimiz yapılana dek, sevgili doulamız Pelin de gelmişti bile, ilk kontroller sonrası 2 cm açılma olduğu tespit edildi ve odaya alındık. Sonrası o kadar hızlıydı ki! Çoğunluğu duşta geçen ve dinlenmeye fırsatın hiç olmadığı bir süre geçti ve birden bire (ya da bana öyle geliyor:) bir de Pelin’e sormak lazım) açılmam 9 cm olmuştu bile, suyumun da gelmesiyle heyecan seviyem giderek arttı. Ve saat 8’de Aybala’nın “Haydi Ece doğuruyorsun, ıkın!” demesiyle heyecanım (hala neden olduğunu anlamadığım bir şekilde) paniğe dönüştü. Ne yani gerçekten odada doğurabilir miydim? Bu sorunun cevabı ben istesem ve yapabilecek durumda olsam, evet. Yine neyse ki ekipte birbirinden güzel insanlar vardı. Sakinleşmem sonrası doğumhaneye indik, iyi ki de inmişiz, içeri girmemiz ve çıkmamız bir oldu, saat 09:38’de oğlumuz göğsümde yatıyordu. Benim için muhteşem geçen bir sürenin sonuna gelmiştik işte ve bence geçirdiğim o güzel 9 aya yaraşır güzellikte 40+1’de epiduralsiz, kesiksiz bir doğum oldu, hem normal hem doğal. Yine olsun yine yaparım:)

Tüm bu süreçte bir an olsun desteğini benden esirgemeyen canım eşime, pozitif enerjisi ve sükûnetiyle harikalar yaratan Pelin’e, güler yüzüyle işleri kolaylaştıran Setenay ebeye ve o gün orada olup çığlıklarıma katlanan herkese milyon kez teşekkür.

Aklımdaki her soruyu – bazılarını tekrar tekrar sormama rağmen – sabırla ve itinayla cevapladığı, gerektiğinde örneklendirdiği, ya da vesveselerimi gidermek için benim düşünmemi sağladığı, hatta ve dahi tüm bu süreçte sadece doktorum değil günü geldiğinde psikoloğum da olduğu için canım Aybala’ya çok teşekkür ederim. Ablam olsa demek böyle bir hismiş, bir dahaki doğum maceramızı hevesle bekliyorum! Ama önce evdeki minikle biraz başa çıkalım:)

Ece Göktepe,

05/07/2019 Bodrum

2,638 total views, 9 views today

Yorum gönder

Eposta adresiniz yayınlanmayacak.

Çözümü giriniz *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.